BLOG:monabaker

blog'a geri dön

0 yorum var - 10 Ağustos 2007 18:17

1948’de Sabahattin Ali’yi öldüren katil mahkemeye verdiği ifadede “...milli hislerim galeyana geldi, Sabahattin Ali’yi öldürdüm” diyor ve devam ediyordu:
“Bu işi vatani vazife olarak yaptım. Eğer Ali kaçsaydı, bu memlekete çok fenalık yapacaktı.” Yazarın katili bu sözleri yaklaşık 60 yıl önce söylemişti. Hrant Dink’in katili de “milli hisleri galeyana geldiği” için öldürmedi mi tanımadığı, hiçbir yazısını okumadığı Hrant Dink’i?

Fikre karşı küfür
Sabahattin Ali’yi bu ölüm yolculuğuna çıkaran Markopaşa gazetesinin macerasıdır bir bakıma. Gazetenin ilk sayısı 25 Kasım 1946’da çıkmış, daha ikinci sayısında dağıtıcıları tehdit edilmiş ve gazete dağıtılamamıştı.
Dağıtım elden yapıldı ve bir günde 4 bin adet satıldı. 16. ve 17. sayılarının alt başlığı “Muharrirleri polis nezaretine alınmadığı ve hapse girmediği zamanlarda çıkar” idi. 22. sayı toplatıldı. Ali ve diğer yazarlar, Malûmpaşa, Merhumpaşa ve Ali Baba adlarıyla devam ettiler. 1947 Aralık’ında çıkan son sayıdan sonra davalar ve mahkûmiyetler dolayısıyla Markopaşa, Merhumpaşa olarak hayata veda etti.
Sabahattin Ali, 1 Kasım 1947’de, yani öldürülmesinden 1 yıl önce Merhumpaşa gazetesinde şöyle diyordu:
“Bir yıldan beri bu gazetede türlü fikirler ortaya attık. Bu fikirler yüzünden türlü hücumlara uğradık. İsterdik ki, bize hücum edenler, karşımıza, yani halkın önüne yine birtakım fikirlerle çıksınlar. Ne gezer! Onlar sadece sövmüşler. (...) yurdun dört bucağında çıkan bir sürü gazete ve dergide, aleyhimize üç yüzden fazla yazı çıkmış... Bir tekinde olsun, bir tek fikrimiz, bir tek satırımız ele alınıp, çürütülmemiş. Sadece küfredilmiştir.

Bolşevik ajanı dediler
Demişiz ki: Bu memleketin istiklali her şeyden üstündür. Milletin oluk gibi kan akıtarak kazandığı bu istiklali, siyasi oyunlara alet edip elden kaçırmayalım. Sömürücü devletlerin elinde oyuncak olmayalım!
Cevap vermişler: Hain, satılmış, Bolşevik ajanı!
(...) biz demişiz ki: Yıllardan beri arkası gelmeyen dalavereler, arsa oyunları, memleket dışına para kaçırma rezaletleri, esrarı çözülmeyen cinayetler, millet malı soygunculukları alıp yürümüştür... Bu gidişatın sonu hayra çıkmaz.
Cevap vermişler: Müfsit (ara bozucu), tezvirci (yalancı), komünist!”
İstanbul’da haftada bir çıkan siyasi mizah gazetesi aleyhinde Türkiye çapında örgütlenmeyi kimler düzenledi sorusu takılıyor insanın aklına.
Tıpkı Dink ve Agos hakkında örgütlenen tehdit ve küfür seli gibi. Son yazılarından biri olan ve bütün Sabahattin Ali’yi anma toplantılarında okunan ünlü başyazısı şu cümleyle başlar:
“Namuslu olmak ne zor şeymiş meğer! Bir gün Almanların pabucunu yalayan ertesi gün İngilizlere takla atan, daha ertesi gün de Amerika’ya kavuk sallayan soysuzlar gibi olmak istemedik. Yalnız ve yalnız bir tek milletin önünde secdeye vardık. O da kendi cefakeş milletimizdir.
Meğer ne büyük günah işlemişiz! Kanunlu, kanunsuz baskılar altında ezile ezile pestile döndük.
Bugünün itibarlı kişileri gibi keseleri doldurmadık, makam peşinde koşmadık. İç ve dış bankalara para yatırmadık. (...) Bütün kavgamızda kendimiz için hiçbir şey istemedik. Yalnız ve yalnız bu yurdun bütün yükünü omuzlarında taşıyan milyonlarca insanın derdine derman olacak yolları araştırmak istedik.
Bu ne affedilmez suçmuş meğer. (...)
Çalmadan çırpmadan, bize ekmeğimizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz bırakmadan yaşamak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmalıydı?“
Tam 60 yıl önce yazılmış olan bu yazıyla Dink’in son yazısı arasında aynı türden, son bir yardım çağrısı paralelliği kuruyorum ister istemez.
Sabahattin Ali, esrarı hâlâ çözülemeyen bir yerde ve biçimde katledildi. Katil, ordudan silah kaçakçılığı suçlamasıyla atılmış ve hapis yatmış bir sabıkalıydı.
O da aynı Dink’in katili gibi Ali hakkında hiçbir şey bilmiyordu. İfadesinde, “Ben kendisini adi suçlu, kaderin cilvesine uğramış sanırdım. Konuşurken gördüm ki öyle değilmiş...” demişti. Bulgaristan sınırında oturup Ali ile hasbıhal ettiğini ve onun komünist olduğunu anlayınca öldürdüğünü iddia eden bu cahile hangi hâkim inanabilirdi? Zaten mahkeme hafifletici sebepler buldu ve katil hapse girdikten 21 ay sonra 1950 yılı affıyla tahliye edildi.

Bugünlere nasıl gelindi?
- Sabahattin Ali’yi öldürenlerin ve ölüm emrini verenlerin kim olduğu hiç ortaya çıkmadı.
- 1948’de öldürüldüğünde CHP iktidardaydı, cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ydü.
- Annesi ve eşinden cesedi teşhis etmeleri istenmedi.
- Cenaze töreni yapılmadı. Nereye gömüldüğü bilinmiyor. Mezarı yok.
- Şahsi eşyaları hiçbir zaman ailesine teslim edilmedi.
- Eşi Aliye Ali’nin avukatları ve dostları İsmail Hakkı Balamir ile Niyazi Ağırnaslı’ya emniyet tarafından “bu işi kurcalamamaları” uyarısı yapıldı.
- Kitapları 1965’e kadar hiçbir yayınevi tarafından yayımlanmadı.
- Sabahattin Ali öldürüldüğünde 42 yaşındaydı.
Sabahattin Ali dosyası kapanıp üzerine korku tohumları ekilmeseydi, sonraki yıllarda işlenen siyasi cinayetlerin üzerine cesaretle ve kararlılıkla gidilseydi Türkiye bugün canilerin kahraman gibi kol gezdiği bir ülke olur muydu?
Türkiye’nin bugün insanın fena halde canını yakan tablosu şudur: Bu ülke en değerli, cesur ve kaliteli evlatlarını yok eder. Onlara tahammülü yoktur. Sanki lanetli, insan yiyen bir canavar, sürekli yeni kurbanlar ister.

bu yazıya puanı basanlar:

monabaker hakkında:

01.09.1987 doğumlu, 20 yaşında. şu an yaşadığı yer İstanbul. fareli köyün kavalcısı olarak çalışıyor. http://www.last.fm/user/monabaker/ adlı bir sitesi var.